Ey Müslüman, edep nedir diye arar sorarsan bil ki; edep, ancak her edepsizin edepsizliğine sabır ve tahammül etmektir.

  • 6/2/2007 - EDEP
  • Allah’tan edebe muvaffak olmayı dileyelim. Edebi olmayan kimse Hakk’ın lütfundan mahrumdur.

    Edebi olmayan yalnız kendine kötülük etmiş olmaz. Belki bütün dünyayı ateşe vermiş olur.

    Kederden, karanlıklardan (başına) her ne gelirse  (bil ki) küstahlık ve pervâsızlıktandır.

    Bu felek, edebinden dolayı nûra gark olmuştur; melekler de edepleri sebebiyle pâk ve masum olmuşlardır.

    Güneşin tutulması, küstahlığı yüzündendir. Bir melek olan Şeytan da yine küstahlık yüzünden kapıdan sürülmüştür.

    Şeytan, (Allah’a) “beni sen azdırdın” dedi; o alçak ifrit, kendi yaptığını gizledi.

    Adem (a.s.) ise “nefsimize zulmettik” dedi; o bizim gibi Hakk’ın fiilinden gafil değildi;

    Günah işlediği halde edebe riayet ederek (suçu) Allah’a isnat etmedi, Allah’ın  halkettiğini gizledi. O suçu kendine atfettiğinden ihsana nâil oldu.

    Hz. Adem, tövbe ettikten sonra Allah, “Ey Âdem! O suçu o mihnetleri,  sende ben yaratmadım mı?

    O benim takdirim, benim kazam değil miydi; özür getirirken niye onu gizledin?” dedi.

    Adem (a.s.) “Korktum, edebi terk edemedim” deyince Allah, “İşte ben de onun için seni kayırdım” dedi.

    Edebden, terbiyeden kaçanlar, erliğin yüz suyunu da dökerler, erlerin yüz suyunu da.

    Ey Müslüman, edep nedir diye arar sorarsan bil ki; edep, ancak her edepsizin edepsizliğine sabır ve tahammül etmektir.

    Yorum ( 7 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 6/2/2007 - MÜLK O’NUNDUR, FERMAN DA O’NUN...
  • MÜLK O’NUNDUR, FERMAN DA O’NUN...

    Allah, göklerin, yıldızların, insanlarla şeytanların, cin ve perilerin, kuşların yüce yaratıcısıdır.

    Denizin, ovanın, dağın, çölün yaratıcısı O’dur. Ülkesinin sınırı yoktur, kendisinin benzeri bulunamaz.

    Gökyüzünü yokluktan meydana getirdi, bu yer döşemesini de yarattı, döşedi.

    Yıldızlardan kandiller yaptı, tabiatlardan da kilitler ve anahtarlar.

    Nice gizli âşikâr yapıları şu tavanla şu döşemenin içine koydu, gizledi.

    Peygamber şöyle dedi: Allah, “Âlemi yaratmadan maksadım, ihsan etmekti,

    Yarattım ki benden bir fayda görsünler; balıma parmaklarını bansınlar” buyurmuştur.

    (Yine buyurmuştur ki) “kullarıma ibadet edin, diye emrettimse bir kâr, bir fayda elde edeyim diye değil; onlara ihsanlarda bulunayım diye emrettim.

    Onların beni tespih etmeleriyle münezzeh, mukaddes olmam. Bu tespih incilerini saymakla, bizzat kendileri temizlenirler.”

    Allah, lokmaya, gir içeri diye emretmedikçe boğazdan lokma bile geçmez.

    Yeryüzünde olsun, göklerde olsun, bir zerre bile onun hükmü olmadıkça kanat çırpamaz, harekete geçemez.

    Allah hükmedicidir, dilediğini yapar; derdin ta kendisinden deva yaratır.

    O’nun kahrında lütuflar gizlidir; O’nun uğrunda can vermek, insanın canına canlar katar.

    Can, O’ndan geldi; O candan değil. O, bedava yüz binlerce can verir.

    Mülk O’nundur, ferman da O’nun...

    O’nun en kötü kahrı, iki âlemin hilminden de iyidir. Ne güzeldir âlemlerin Rabb’i ve ne iyidir O’nun yardımı!

    Allah’tan başka her şey bâtıldır, asılsızdır. O’nun ihsanı, yağmuru kesilmeyen bir buluttur.

    Varlık âlemindeki yüz binlerce balık ve deniz, o lütuf ve cömertlik karşısında secde eder.

    Zâtının ışığı suya ve toprağa aksetmiş de yeryüzü, tohumu kabul eder olmuştur.

    Nerede bir kulak varsa, onun (lütfundan) göz olmuştur. Nerede bir taş varsa, onun (lütfundan) yeşim olmuştur.

    Kimya da nedir ki! Kimyanın yaratıcısı, O’dur; Simya da ne oluyor ki! O, mucizeler bağışlayandır.

    Benim bu övgüm, övgüyü terk etmek (içindir); zira bu, varlığa delildir; varlık (göstermek) ise hatadır.

    O’nun varlığı önünde yok olmak lazımdır. O’nun karşısında varlık da nedir ki? Kör ve (talihsiz bir) karanlık...

    İbrahim’i ateş içerisinde besler; korkuyu rûhun emniyeti yapar.

    Firavun’un yüz binlerce mızrağını, bir Musa’nın tek bir asasıyla kırıverir.

    Yüz binlerce şiir defteri, O’nun bir ümmî (peygamberinin) sözleri karşısında utanç (vesilesi) hâline geldi.

    Böyle muktedir bir Allah huzurunda bir kimse, çer çöp (gibi bayağı) değilse, nasıl ölmez ki?

    Yorum ( 4 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 6/2/2007 - SAVAŞ VE BARIŞ
  • İnsanların savaşı, çocukların kavgasına benzer. Hepsi de anlamsız ve saçmadır.

    Sopa, mademki savaş ve kavga âletidir; ey kör, o sopayı kır, paramparça et!

    Ben iyiyle, kötüyle kavga edemem; kavga ile işim yok! Savaşmak şöyle dursun, gönlüm barışlardan bile ürkmekte.

    Dar ve küçük bir cisimden, dalgaların birbiri ardınca zuhuru da canların barışta, savaşta birbirlerine karışmalarına benzer.

    Barış dalgaları kopar, gönüllerden kinleri giderir.

    Bunun aksine savaş dalgaları kopar, sevgileri alt üst eder.

    Cihad, delilerin ellerindeki kılıçları alsınlar diye Müminlere farz kılınmıştır.

    Delinin elinden silahı al da adalet ve sulh, senden razı olsun!

    Fakat elinde silahı olur, aklı da bulunmazsa bağla elini; yoksa yüzlerce zarara yol açar.

    Bedende bir uzuv ağrıyıp incinse bütün beden ağrır, incinir. İster sulh çağında olsun, ister savaşta; bu, böyledir!

    Bir hayâlden ürküp, hayâl gibi kaçan her yufka yüreklinin işi değildir savaş.

    Savaş Türklerin işidir, kızların işi değil. Kızların yeri evdir, var git evinde otur.

    Düşmanlığa kalkışacaksan düşmanlık edebileceğin birisiyle savaş ki onu esir edebilmek mümkün olsun.

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 20/1/2007 - RÜYA
  • Sofinin biri bir rüya görmüstür.Bu rüya öyle bir rüyadir ki Sultanimiza anlatmak ister ve Menzile gitmeye karar verir.Sofiyi SEYDA Hazretlerinin huzuruna getirirler.Sultanimiz buyurur:"Basina bir beyaz örtü örtün rüyayi öyle anlatsin" der.Ve sofi rüyayi anlatmaya baslar:
    Rüyasinda mahser kurulmustur.lEfendimiz s,a,v ümmetinin basindadir.Saginda dört büyük halifeve solunda Abdulbâki HAZRETLERI yer almaktadir.Bütün sofiler bir aradadir.Ve Iki Cihan Serveri s.a.v. Abdulbâki hazretlerine dönerek:
    "Ya Abdulbâki ümmetmden cömert olanlari topla Hz. Ebûbekre teslim et"der.Sultanimiz kalabaligin arasindan sofileri teker teker secerek bu görevi yerine getirir veHz. Ebûbekr Efendimize teslim eder.Efendimiz s.a.v buyurur:
    "Ya Abdulbâki ümmetimden cihadi sevenleri topla Hz. Aliye teslim et"der.Sultanimz sofilerin arasina girerek tek tek secer ve Hz. Aliye teslim eder.Efendimiz s.a.v yine buyurur:
    "Ya Abdulbâki ümmetimden adâletli olanlari topla Hz. Ömere teslim et"der.Yine SEYDA Hazretleri secerek sofileri Hz. Ömere teslim eder.Efendimiz s.a.v tekrar buyurur:
    "Ya Abdulbâki ümmetimden Kuran-i Kerim'i cok okumayi sevenleri topla Hz. Osmana teslim et"der.Ve Sultanimiz secerek sofileri Hz.Osmana teslim eder.
    Abdulbâki Hazretleri aglamaktadir.Bir geriye kalan kalabaliga bakar,bir de halifelere teslim ettigi sofilere....Geriye kalan teslim edilenden KAT KAT fazladir. Sultanimiz edebinden iki büklüm olur Efendimiz Aleyhisselâtüvesselam'a gelerek:
    "Ya RasulAllah geriye hep cürük carik sofiler kaldi bunlari ne yapayim" der.Merhamet timsâli Efendimiz s.a.v. kollarini acarak:
    "YA ABDULBÂKI TOPLA HEPSINI BANA GETIR"der.
    Rüyayi dinleyen sultanimizin gözleri dolar cünkü sofi aglamaktan rüyayi zar zor anlatabilmistir ve orda bulunan bütün sofiler de aglamaya baslar.
    Sonra SULTÂNIMIZ söyle der:
    "Bu rüyayi duyan sofi duymayan sofilere anlatsin"der.

    Yorum ( 7 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 21/11/2005 - Mürşid-i Kamil
  • Allah tarafından vahiy ve cevaba nâil olan kişi, her ne buyurursa o buyruk doğrunun ta kendisidir.

    Senin cüz’î aklın onun küllî aklı vasıtasıyla küllî olur. Çünkü akl-ı kül, nefse vurulmuş zincir gibidir.

    Her devirde Peygamber yerine bir veli vardır; bu sınama kıyamete kadar dâimîdir.

    Tane arayana  tane tuzaktır. Fakat Süleyman arayan hem  Süleyman’ı bulur, hem taneyi elde eder.

    Ustaya müracaat etmeksizin bir sanat tutan kişi, şehirde de alay konusu olur, köyde de!

    Olmayacak şey onların himmetiyle olur. Pis şey, oraya vardı mı tertemiz olur, kutlu bir hale girer.

    Halkın aynada gördüğünü pir, pişmemiş ker**çte görür.

     

    Hikâye

    Allah’tan Musa’ya şu hitap geldi: “Ey koltuğundan ayın doğduğunu gören!

    Seni ilâhî nurun doğusu haline getirdiğim halde ben ki Hakk’ım, hastalandım da niçin halimi, hatırımı sormaya gelmedin.

    Musa, “Ey Allah’ım! Sen kusurdan münezzehsin. Bu ne işarettir; Yarabbi, bunu bildir” dedi.

    Bunun üzerine Cenâb-ı Hak yine “Hastalığımda kerem edip niçin halimi sormadın?” buyurdu.

    Musa, “Yarabbi, senin bir noksanın olamaz. Aklım şaştı, bu sözün hakikatini anlat” dedi.

    Cenâb-ı Hak “Evet, has ve seçilmiş bir kulum hastalanmıştı. İyice bir bak hele... O benim.

    “Onun özür serdetmesi, benim özür serdetmemdir. Onun hastalığı benim hastalığımdır.” buyurdu.

    Allah ile oturup kalkmak isteyen kişi veliler huzurunda otursun.

    Şeytan birisini kerem sahiplerinden ayırırsa onu kimsiz, kimsesiz bir hale kor; o halde de bulunca başını yer, mahvedip gider.

    Yorum ( 11 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Ğavs-ı Sani

    Ben bende değil, sende de hem sen, hem ben, Ben hem benimim, hem de senin, sen de benim, Bir öyle garip hale bugün geldim ki Sen benmisin, bilmiyorum, ben mi senim.

    Sayfa: 1 - Toplam: 2
    | Sonraki Sayfa